Ahmed el-Bûnî Kimdir? Şemsü’l-Maârif ve Vefk İlmi

Ahmed el-Bûnî, havas ve vefk ilminin bugün elimizde bulunan literatürünün büyük bölümünün kendisine dayandığı isimdir. Bu alanda yazılmış hemen her metin, doğrudan ya da dolaylı olarak onun eserlerine gider.
Vefk, esmâ ve hurûf konularını konuşurken Bûnî’yi bilmemek, bu ilimlerin nereden geldiğini bilmemek demektir. Bu yazıda kim olduğunu, ne yazdığını ve bu alana ne kattığını anlatıyorum.
Kim olduğu ve yaşadığı dönem
Tam adıyla Ebü’l-Abbas Ahmed b. Ali el-Bûnî’dir. Bugünkü Cezayir’in kuzeydoğusundaki Bône (Annâbe) şehrinden olduğu için Bûnî nisbesiyle anılır. Kuzey Afrika’da yetişmiş, ilim tahsili için doğuya giderek Mısır’a yerleşmiş ve 1225 yılı civarında Kahire’de vefat etmiştir.
Yaşadığı dönem tesadüf değildir. On üçüncü yüzyıl, İslam dünyasında tasavvufun sistemleştiği, İbn Arabî’nin eserlerini verdiği ve harflerle sayılar üzerine düşüncenin zirveye çıktığı bir zaman dilimidir. Bûnî tam bu ortamın içinde yetişti.
Hayatına dair bilinenlerin sınırı
Bûnî’nin hayatı hakkında bilgimiz azdır. Hocalarının kimler olduğu, nerede ders verdiği, kaç talebe yetiştirdiği konusunda elimizde ayrıntılı kayıt yok. Kaynaklarda anlatılanların bir kısmı sonraki yüzyıllarda eklenmiş menkıbelerdir.
Bunu baştan söylemem gerekiyor, çünkü bu isim etrafında zamanla epeyce hikâye birikmiştir. Sağlam olan, hayatı değil eserleridir.
Şemsü’l-Maârif
Bûnî denince akla gelen eser Şemsü’l-Maârif ve Letâifü’l-Avârif‘tir. Havas literatürünün en çok okunan, en çok istinsah edilen ve en çok tartışılan kitabıdır.
İçeriği başlıca şu konulardan oluşur:
- Esmâ-i hüsnâ — Allah’ın isimlerinin harf ve sayı karşılıkları
- Vefkler — sayıların belirli bir düzene göre yerleştirildiği kareler
- Hurûf ilmi — harflerin sayısal değeri, ebced hesabı
- Esmâ havassı — isimlerin ve surelerin hangi hâl için okunacağı
- Vakit ve burç tabloları — uygulamanın zamanlamasıyla ilgili cetveller
Nüsha meselesi
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Şemsü’l-Maârif’in tek bir metni yoktur. Kitap yüzyıllar boyunca elle çoğaltıldı ve her müstensih kendi bildiğini ekledi.
Bugün üç ana boy dolaşımdadır: küçük (suğrâ), orta (vustâ) ve büyük (kübrâ). Büyük nüsha, küçüğün birkaç katı hacmindedir. Araştırmacıların ortak kanaati, büyük nüshadaki malzemenin önemli bir kısmının Bûnî’ye ait olmadığı, sonradan eklendiği yönündedir.
Dolayısıyla “Şemsü’l-Maârif’te şöyle yazıyor” demek tek başına bir şey ifade etmez. Hangi nüshada yazdığı sorulmalıdır.
Diğer eserleri
Bûnî’ye nispet edilen kırkı aşkın risale vardır. Bunların hepsinin ona ait olup olmadığı tartışmalıdır. Nispeten daha sağlam kabul edilenler arasında şunlar sayılır:
- Letâifü’l-İşârât fî Esrâri’l-Hurûf — harflerin sırlarına dair
- Ledünniyye fî Şerhi’l-Esmâi’l-Hüsnâ — esmâ şerhi
- Kabsü’l-İktidâ — tasavvuf âdâbı üzerine
Bu son eser önemlidir, çünkü Bûnî’nin sadece vefk yazan biri olmadığını gösterir. Tasavvuf edebi ve seyr ü sülûk üzerine de yazmıştır.
Bu ilme kattığı
Bûnî’den önce de harflerle, sayılarla ve esmâ ile uğraşılıyordu. Onun yaptığı, dağınık duran bu birikimi tek bir sistem içinde toplamak oldu.
Üç şey yaptı:
- Harfe, sayıya ve isme ortak bir karşılık tablosu kurdu
- Vefk yapımını kural haline getirdi; hangi sayıdan hangi kare, hangi sıra ile
- Bütün bunları tasavvuf diliyle açıkladı; ilmi nefis terbiyesine bağladı
Üçüncü madde en çok gözden kaçanıdır. Bûnî metinlerinde uygulamayı tek başına anlatmaz; abdest, oruç, uzlet ve niyet şartlarını önüne koyar. Kitabı bir teknik el kitabı olarak değil, bir yol metni olarak yazmıştır.
Anadolu’ya nasıl geldi
Bûnî’nin eserleri Mısır üzerinden Anadolu’ya ulaştı ve burada geniş bir okur buldu. Osmanlı döneminde yazılmış havas mecmualarının büyük bölümü Bûnî’den nakildir.
Bu sitenin diğer yazılarında anlattığım iki isim de bu zincirin halkasıdır. Abdurrahman el-Bistâmî doğrudan Bûnî geleneğinin devamıdır ve onun malzemesini Anadolu’ya taşıyanların başında gelir. Şeyh Vefâ ise aynı dönemde İstanbul’da bu birikimi yaşayan bir zattır.
Türkiye kütüphanelerinde Bûnî’ye ait ya da ona nispet edilen yüzlerce yazma bulunur. Süleymaniye Kütüphanesi bu bakımdan en zengin koleksiyona sahiptir.
Hakkındaki tartışma
Bûnî, İslam ilim tarihinin en çok tartışılan isimlerinden biridir. Bir taraf onu velî ve ârif sayar; diğer taraf eserlerini sakıncalı bulur.
Bu tartışmanın kendisi bir gerçeği gösteriyor: ortada ciddiye alınmış, okunmuş ve üzerine söz söylenmiş bir külliyat var. Kimsenin okumadığı bir kitap tartışılmaz.
Benim bu konudaki tavrım nettir. Bûnî okunur, ama nüshası bilinerek okunur. Ve şu unutulmaz: kendisi bile kitabında, bu ilmin edebi olmadan işe yaramayacağını yazmıştır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi, hukuki veya mali tavsiye yerine geçmez.